Login

Register

Login

Register

Blog

Meyva Veren Access

Her meyva veren ağaca olduğu gibi Access Consciousness da taşlanıyormuş. Aman ne güzel. Niye taşlıyorlarmış acaba diye sorduğumda; “Access seks tarikatıymış” dedi karşımdaki kişi, kendimi tutamadım, bi kahkaha attım; “Ahaha!..” 😀 Karşımdaki kaşlarını çattı, kahkahamı üzerine alınmıştı. “Ay kusura bakma, güldürdüler beni, sağ olsunlar.” dedim. Sonra sordum; “Niye seks tarikatıymış? Bir de benim niye bundan haberim yokmuş?” Malum 2 senedir okuyorum, araştırıyorum, yurtiçinde ve yurtdışında sınıflarına katılıyorum, bende tık yok! En azından onlara tercümanlık yaptığımdan beri bana bir iki kıyak yaparlardı diye düşünüyorum 🙂

Meğer seks tarikatı demelerinin sebebi bir yerlerde okudukları bir yazıda “Herkesin tek eşli olması gerekmiyor.” gibi bir şey yazmasıymış. Ben de karşımdakini yanıtladım; “Access Consciousness’ın anlamı Bilince Erişim demek. Yani yargılardan, bakış açılarından, sınırlardan, kısıtlamalardan işlemek yerine bilinçten işleyerek yaşamaktan bahsediyor. E malum, bilinç her şeyi kapsar, kucaklar ve hiçbir şeyi, hiç kimseyi dışlamaz. O zaman, sen tek eşli olduğun için ben seni yargılayıp dışlayamam, sen de ben tek eşli değilim diye beni yargılayıp dışlamazsın. Bu da bize hayatın içerisinde birbirimize katkı olma olasılığını verir.” Şaşkınlıkla bana baktı. Yargılamadan, dışlamadan kendisine ait olmayan bir fikre ilk defa izin verme ihtimalini değerlendiriyor gibiydi…

Sonra kendi kendime düşündüm; gördüğümüz, duyduğumuz, okuduğumuz, seyrettiğimiz her şeyle ilgili bizi bir kalıbın içerisine koyan en az bir tane bakış açımız, yani yargımız var. Ben yıllarca bilinçaltı temizliği yapmış, kişisel gelişim ve koçluk eğitimleri almış biri olarak – bayılırım böyle başlayan cümlelere ya, neyse 🙂 – Access’le tanıştığımdan beri, son 2 yıldır kendi bakış açılarımı, yargılarımı fark edip hayretler içerisinde kalıyorum.

5-6 yaşlarında anneannem bana; “Çok soru sorma, delirirsin!” dediğinden beri soru sormaktan nasıl imtina eder hale geldiğimi fark ettim mesela. Soru sormaktan, sorgulamaktan çekinerek geçen 40 yıl! Halbuki soru sormadığımda yanıt alamıyorum, dolayısıyla kendi bildiğimi bilemiyorum ve farkındalık gelmiyor. Ama zaten arzu edilen de bu değil mi? Sana söyleneni senin gerçeğin olarak satın al, ona sımsıkı tutun, bağlan, boyun eğ, hizmet et, böylece önce ailendeki, sonra okulundaki, arkasından da ülkendeki herkes gibi ol; koyun ol! İşte bu!

Gün be gün dışarıda olan biteni gördükçe ve başkaları gibi yaşamayı beceremeyince, bir gün sen gel koyun olduğunu fark et ve o gün isyan et! Ancak bu sefer de farklı bakış açıları ve yargılarla savaş ya da kaç oyununun içine düş, çünkü başka türlüsünü bilmiyorsundur. Kız, öfkelen, sinirlen, hiddetlen, suçla, suçluluk duy, reddet, itiraz et, tepki göster ve sonunda yorulup tüken, hasta ol.

Ve bunca yıl dışarıdakiler tarafından tanımlanıp tarif edildiğin için gerçekte kim olduğunu, ne olduğunu bilme, kim olduğunu bilmediğin için de düştüğün bu durumun içerisinden nasıl çıkacağını bulama! Ve final; intiharın eşiğine gel… Oley!

Ben buralardan geçtim. Ama tabi buralardan geçen bir tek benim. Neyseki tek ayrık otu, tek uyumsuz, tek kara koyun benim. Benden başka da kimse yok! Helal bana!

Hımmm… Acaba yalnız olmayabilir miyim? Acaba bu ülkesine, dinine, diline, rengine bakılmadan insanların genel olarak yaşadığı bir kalıp mı? Öyle olsa gerek, çünkü şu anda 179 ülkede onbinlerce insan Access’in basit araçlarını kullanarak özgürleşiyor, kendileri oluyor, kendi hayatlarını kendi arzuladıkları gibi yaratıyorlar!..

E bu durumda ben de meyva veren Access’in meyvalarından, gölgesinden, oksijeninden gani gani faydalanıyorum 🙂 Siz de kullanın siz de faydalanın efenim…

Neşeyle,

Tuğba

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir